ÜCRETSİZ DANIŞMA HATTIMIZ

HEMEN ARA !

0 (850) 466 12 08


VEYA

ÜCRETSİZ TALEP OLUŞTURUN

BİZ SİZİ ARAYALIM

* Bu site üzerinden yollamış olduğunuz formun içerdiği kişisel verileriniz, KVKK'da belirtildiği şekilde mevzuata uygun olarak kullanılmaktadır. Sitesimiz üzerinden iletişim bilgilerini bizimle paylaşan kişi veya kişiler bunu kabul etmiş sayılır.


Talebiniz alınıyor. Lütfen bekleyiniz...
Talebiniz başarıyla alınmıştır. En kısa sürede size dönüş sağlanacaktır. Teşekkür Ederiz.
İşlem başarısız. Lütfen tekrar deneyiniz yada bizi 0 (850) 466 12 08 bu numaradan arayabilirsiniz. Teşekkür Ederiz.
Devlet Destekli Tamamen Ücretsiz Hizmetlerimiz

Duyu Bütünleme, Gelişim Testi, Bireysel ve Grup Eğitim, Davranış Bozukluğu, Psikoterapi, Uzay Terapisi, Aile Eğitimi ve Danışmanlığı, Otizm , Dil ve Konuşma Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi, Yaygın Gelişimsel Bozukluklar, İşitme, Görme, Bedensel Engel, Fizik Tedavi, Evde Fizik Tedavi, ÇÖZGER ve RAM Raporu Danışmanlığı, Serebral Palsi, Dikkat Eksikliği, Zeka Geriliği, Ergo Terapi, Hidroterapi

OTİZM

OTİZM NEDİR?

Otizm genellikle ilk 3 yaşta başlayan ve hayat boyu devam eden, kişinin etrafıyla sözel ve sözel olmayan şekilde uygun ilişki kuramaması şeklinde ifade edebileceğimiz gelişimsel bir bozukluktur. Günümüzde basit testler ile tanısı erken konulabilmektedir. Erken tanı ve uygun rehabilitasyon programı bu vakaların hayata kazandırılmasında büyük rol oynamaktadır.

Otizmin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Genetik olduğu düşünülmektedir. Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülür. Otizmlilerin %70’inde zeka geriliği vardır. %’10 unda ise üstün zeka görülebilir. Otizm ile birlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygu durum bozuklukları ve epilepsi görülebilir.

Otizm belirtileri nelerdir?

Bir çocuğa otizm tanısı konulabilmesi için aşağıda sayılan belirtilerden en az 6 tanesini taşıyor olması gereklidir.

Sosyal etkileşimde yetersizlik ( göz teması kuramama, yaşıtlarıyla ilgilenmeme ve oyun oynamama, normal mimik ve duygusal ifadeleri göstermeme, etkileşim başlatma ve sürdürmede zorluk) İletişim bozukluğu (konuşamama, aynı kelimenin sürekli tekrarı (ekolali), konuşan çocuklarla iletişim kurmaya çalışmama) Hayali veya sembolik oyunlar oynamama (hayali oyunlar kurmama, tekrarlayan basit aktiviteler, sürekli aynı rutin hareketleri tekrar etmek, bir nesnenin bir parçasına aşırı takıntılı olmak, duygusal olarak uyarılamama veya aşırı tepki)

Otizm tedavisi nasıl olur?

Otizm tedavisinde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşır.Tedavinin amacı otizmli bireyin sosyal ve bireysel yeteneklerini geliştirmektir. Bu amaçla davranışsal eğitim ve özel terapiler uygulanır. Uygulanacak tedavinin aileye uygun olması da önemlidir. Konuşma terapisi, motor yetenekleri artırmaya yönelik terapiler, sosyal ileşim becerisini kazandırmaya yönelik terapiler uygulanan tedaviler arasındadır.

İlaçlar, depresyon, dikkat eksikliği-hiperaktivite, obsesif kompulsif bozukluk gibi otizme eşlik eden durumlarda kullanılabilir.Otizm tedavisinde ebeveyn eğitimi de son derece önemlidir. Otizm konusunda ailelere destek veren yasal sivil toplum kuruluşları vardır.

Yetişkinlikte Otizm

Erken tanı konmuş ve yeterli tedavi edilmiş bazı yetişkin otizmliler çalışabilir ve kendi kendilerine yaşayabilirler. Zeka geriliği olanlar ve konuşamayanlar sürekli yardıma ihtiyaç duyarlar. Bunun yanı sıra üstün zekalı otizmliler, birçok alanda (resim yapma, müzik aleti çalma gibi) başarılı olabilir. Ancak sosyal becerileri her zaman sınırlıdır.

Çocuğunuzun davranışlarının diğer çocuklardan farklı olduğunu düşünüyorsanız, yukarıda saydığımız belirtilerden bazıları çocuğunuzda varsa hiç vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatristi ile görüşmelisiniz. Unutmayın otizmde erken tanı ve tedavi çok önemlidir.

Bize ulaşın

DOWN SENDROMU

Trizomi 21 ya da mongolizm olarak da adlandırılan Down sendromu, vücut hücrelerindeki kromozom sayısının anormal olması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktan ziyade genetik bir anormallik.

Vücut hücrelerinin çekirdeklerinde kromozomlar bulunur. Bu kromozomların üzerinde de, insanın karakterini, kişilik yapısını oluşturan genler… İnsan vücut hücrelerinin çekirdeklerinde toplam 46 kromozom vardır, Down sendromlu kişilerde ise toplam kromozom sayısı 47’dir. Medical Park Gebze Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Seydi Battal Gölgeli, Down sendromlu çocukların farklı olmasının sebebinin bu fazladan kromozom sayısı olduğunu, fakat bu farklılığa neden olan faktörün henüz net olarak belirlenemediğini belirtiyor.

Down Sendromu nedi̇r?

Down sendromu doğumdan önce bir gen bozukluğu, dolayısıyla ortaya çıkan çeşitli fiziki ve beyin fonksiyonlarındaki anormalliklerin meydana getirdiği bir hastalıklar grubu. Down sendromu veya bilinen diğer adıyla Trizomi 21, bir kromozom hastalığı. Bu çocuklarda 21 numaralı kromozom normalden bir adet fazladır.Down sendromlu çocukların fiziki özellikleri ve tıbbi problemleri çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bazı Down sendromlu çocuklara çok fazla tıbbi tedavi ve bakım gerekirken, diğerleri sağlıklı bir hayat sürebilir.Down sendromu önlenemez ama hastalık bebeğin doğumundan önce saptanabilir. Down sendromlu çocuklarda görülen sağlık problemlerinin tedavisi mümkün, ancak bu hastalığın kesin şifası yok. Yani hastalık ölünceye kadar devam eder. Özenli bakım ve destekle Down sendromlu çocuklar sağlıklı, mutlu ve çeşitli alanlarda üretime katılabilecek şekilde yetiştirilebilir.

Down sendromunun nedenleri ve görülme sıklığı

Otizm tedavisinde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşır.Tedavinin amacı otizmli bireyin sosyal ve bireysel yeteneklerini geliştirmektir. Bu amaçla davranışsal eğitim ve özel terapiler uygulanır. Uygulanacak tedavinin aileye uygun olması da önemlidir. Konuşma terapisi, motor yetenekleri artırmaya yönelik terapiler, sosyal ileşim becerisini kazandırmaya yönelik terapiler uygulanan tedaviler arasındadır.

Down sendromunun belirtileri ve bulguları

Down sendromlu çocuklar düz bir yüz profiline, yukarı doğru çekik gözlere ve dışarı taşan bir dil yapısına sahiptir. Bu tipik yüz görünümleri nedeniyle Down sendromlu bebekler doğumdan itibaren kolayca tanınabilir. Hasta bebeklerin başı normalden küçük, başlarının arkası düz, kulakları küçük, burun kökü düz, basık ve geniş, damakları dar ve kısa, ağızları küçük ve dilleri bundan dolayı çoğunlukla dışarıda olur. Boyunları, kolları ve bacakları normalden kısadır. Kısa ve geniş el parmakları, klinodaktilileri var. El ayalarında 2 adet yarım çizgi değil, el ayasını boydan boya geçen tek bir çizgi (simian çizgisi) bulunur. Yenidoğan döneminde tipik yüz görünümünden sonraki en önemli özellik gevşek kas yapısıdır. Kas ve eklem yapıları gevşektir. Kas gerginliğinin düşük olması nedeniyle kasların normalden gevşek olması Down sendromlu bebekler için temel bir özelliktir. Bu temel özellik süt çocuklarında kabızlığa, şiş ve gevşek karın yapısına yol açtığı gibi emme ve beslenme problemlerine de sebep olur. Her ne kadar bu özellik zamanla düzelebilse de hasta çocuklar oturma, emekleme ve yürüme gibi gelişmenin dönüm noktalarına diğer çocuklardan daha geç ulaşır. Down sendromlu çocukların çoğunda doğuştan gelen kalp, bağırsak, kulak ve solunum problemleri görülür. Down sendromlu bebekler doğumda ortalama boy, kilo ve baş büyüklüğü ölçülerine sahiptir, fakat büyüme hızları yaşıtlarına göre daha düşük olduğundan yıllar ilerledikçe onlardan daha küçük yapılı olurlar. Zeka düzeyleri ortalamanın altında kalır. Çocukların çoğunda hafiften orta dereceye kadar zeka kusuru görülür. Oyun çocuklarının ve daha büyük çocukların konuşmalarında, beslenme, giyinme ve tuvalet eğitimlerinde gecikmeler görülebilir. Hastalık çocukların öğrenme kabiliyetlerini farklı derecelerde etkiler. Bu yüzden çocuğun kabiliyetinin ileriki yaşlarda nasıl olacağı doğum döneminde tahmin edilemez. Down sendromlu çocukların büyümeleri normalden daha yavaş ve kemik yaşları da geri olur. Ergenliğe girmeleri gecikebilir. Erkek hastalar genellikle kısırdır ama kızlar kısır olmayabilir.

Down sendromlu hastaların zeka ve zihinsel gelişme özellikleri

Bu hastalarda genellikle ağır olmayan zeka geriliği görülür. Bu gerilik ağır olmadığı için hastalar özel eğitimden yarar görebilir. Geç de olsa okuma-yazmayı ve kendi bakımlarını yapmayı öğrenebilirler. Basit el sanatlarını yapmayı, müzik aleti çalmayı öğrenebilir ve basit mesleki beceriler kazanabilirler.

Down sendromuyla ilişkili diğer tıbbi problemler Hasta çocukların neredeyse yarısında doğuştan kalp kusurları bulunur. Akciğerlerinde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabilen yüksek akciğer tansiyonu görülür. Bu yüzden Down sendromlu hastaların hepsinin mutlaka çocuk kalp hastalıkları uzmanı tarafından muayenesi gerekir. Hastaların yaklaşık yarısı görme ve işitme problemleri yaşar. Görme problemleri arasında şaşılık ve katarakt yaygın olarak görülür. İşitme ve görme kusurları hastaların eğitilmelerini güçleştirir. Çocuklarda sıklıkla görülen diğer sağlık problemleri arasında guatr bezi hastalıkları, ince bağırsağın veya anüsün doğumda kapalı olması gibi sindirim sistemi problemleri, aşırı şişmanlık (obezite), sık sık mikrobik hastalıklara yakalanma tehlikesi ve artmış kan kanseri görülme ihtimali sayılabilir. En sık ölüm nedeni olarak bebeklik döneminde kalp anormallikleri ve ileriki yaşlarda mikrobik nedenli ateşli hastalıklar yani enfeksiyonlar gösterilir.

Down sendromlu çocuğun bakımı

Down sendromlu bir bebek doğumdan hemen sonra başlamak koşuluyla kalp, göz, kulak ve tiroid problemleri gibi sağlık problemleri yönünden incelenmeli ve test edilmelidir. Sağlık problemleri ne kadar erken tespit edilirse başarı oranı o kadar yüksek olur. Düzenli doktor muayeneleri çocuğun sağlığının korunmasında çok önemli. Down sendromlu çocukların çoğu konuşma tedavisine ve fiziksel tedaviye ihtiyaç duyar. Ergen ve erişkin hastaların iş yeteneklerini geliştirmeleri ve kendi hayatlarını yürütebilmeleri için uğraşı terapilerine ihtiyacı var. Bundan dolayı Down sendromlu hastalar belli aralıklarla izlenerek ailelerine zamanında ve etkili bir şekilde rehberlik yapılmalı, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine yönlendirilmeliler.

Down sendromu nasıl teşhis edilir?

Down Sendromu tanısı doğumdan önce de bebek doğduktan da sonra konulabilir. Ama tanı testlerinin gebelik döneminde yapılması çok önemli. Gebelik döneminde uygulanabilen testler Bu testler tarama ve tanı testleri olmak üzere iki gruba ayrılır. Doğum öncesi tarama testleri gebenin Down sendromlu bir cenine sahip olma riskini tahmin etmeyi sağlar ama ceninin Down sendromlu olduğunu kesin olarak göstermez. Tanı testleriyse neredeyse yüzde 100 kesinlikte sonuç verir.

Tarama testleri

Gebeliğin ilk 3 ayı içinde kan tahlili ve ultrason yapılır. Bu kan tahliliyle Down sendromlu ceninleri taşıyan gebelerin kanında artan belli proteinler aranır. Bu proteinlerin varlığı Down sendromu riskinin arttığına işaret eder. Bundan sonra ceninin özelliklerini anlayabilmek için gebeye ultrason uygulanır. Bu tetkik sırasında bebeğin boyun bölgesinin özellikleri incelenerek Down sendromu ile uyumlu olup olmadığı değerlendirilir. İlk 3 ay içinde yapılan bu ikili test, ikinci üç ay içerisinde yapılan testlerden daha güvenilir sonuçlar verir. Gebeliğin ikinci üç ayı içinde de kan tahlilleri yapılabilir. Bu tahlillerde anne kanında Down sendromuna ait hastalık izleri aranır. Bu testler kanda aranan maddelerin sayısına göre üçlü test veya dörtlü test olarak adlandırılır. Eğer bir kadın ikiz veya üçüz gebelik gibi birden fazla bebeğe gebeyse tarama testlerinin güvenirliliği azalır.

Down sendromu önlenebilir mi?

Bir gebenin bebeğinin Down sendromlu olmasını önlemenin bir yolu yok ama bir gebe Down sendromlu bebeği istemezse doğurmayabilir. Bunun için yapılması gereken risk grubundaki gebelere gebeliğin ilk aylarında kesin tanı testlerini uygulamak ve Down sendromlu olduğu kesinleşen cenin ile ilgili olarak anne-babayı ayrıntılı olarak bilgilendirmek. Ceninin durumu hakkında doyurucu bilgi sahibi olan anne-baba eğer doğumun gerçekleşmesini istemezse yazılı bir belge düzenleyerek gebeliğe son vermek istediklerini belirtir. Bu durumda gebelik kadın doğum uzmanı tarafından sonlandırılabilir.

Down sendromu risk grubu
  • 35 yaş ve daha üzerinde gebe kalanlar.
  • Down Sendromlu kız veya erkek kardeşi olan gebeler.
  • Daha önce Down Sendromlu bir çocuk doğurmuş olan gebeler.

Bize ulaşın

DİSLEKSİ

Disleksi hastalığı, toplumda nadir olarak görülebilecek hastalık türlerinden biridir ve halk arasında öğrenme güçlüğü olarak bilinir. Ancak disleksi hastalığı öğrenme güçlüğü değil, bilinenin aksine öğrenme bozukluğudur ve zeka geriliği ile ilgisi yoktur. 1890'lı yıllarda keşfedilen bu hastalık, hastalık tespit edilen kişiler üzerinde yapılan incelemelerde konuşma farklılıkları ve hafıza zayıflığı öne çıkmıştır. Disleksi hastalığının toplumlarda görülme sıklığı farklılık gösterse de yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir araştırmada, ABD toplumunun %5 ila %15'i arasında bu hastalığın var olduğu tespit edilmiştir. Bu da disleksi hastalarının, diğer hastalıklara nazaran oranının hiç de düşük olmadığının bir kanıtıdır. Bu oran dikkate alındığında disleksi hastalarının topluma kazandırılması gerektiği açıktır. Peki, disleksi hastalığı nedir, nasıl ortaya çıkar?

Disleksi nedir?

Sağlıklı bir bireyde konuşmanın yönetilmesi beynin sol ön lobu ile gerçekleşirken disleksi hastalarında bu lobu kullanma zorluğu çekildiğinden konuşmada anormallikler görülmeye başlar. Konuşma problemi çeken hastalarda aşırı hızlı veya yavaş konuşma görülebilir. Disleksi ne demek denildiği zaman kimi bilim insanlarınca "kelime körlüğü" olarak nitelendirildiği görülür. Disleksili bireyler genelde zeki ve çalışkan olmalarıyla ön plana çıkar. Ancak disleksi problemi olan hastaların beyni kelimeleri farklı işlediği için, bu durum kelimelerin çözümlenmesini, hecelenmesini ve tanınmasını güçleştirir. Bu nedenle ilkokul çağındaki hastalar, etrafındaki kişilerce yeterince anlaşılamadığından toplum tarafından dikkate alınmama problemi ile karşı karşıya kalabilirler. Günümüzde birçok kişide disleksi hastalığı bulunmasına rağmen, birçoğu bu hastalığında kendisinde bulunduğunu bilmeden, disleksi nedir diye sormadan ömrünü tamamlar. Toplum tarafından disleksili bireylerin tespit edilmesi güçtür. Bu nedenle ilkokul çağlarında teşhis konulmadığı zaman bir daha disleksi teşhisinin konulması çoğu zaman mümkün değildir. Tüm bunlara karşın geçmişe bakıldığı zaman, tarihe adını yazdırmış birçok dahinin disleksi hastası olduğu görülmektedir. Örneğin Albert Einstein, Walt Disney, Leonardo Da Vinci, günümüz dünyasının en zengin ve en zeki insanlarından birisi olan Bill Gates disleksi hastalarına birkaç örnek olarak verilebilir.

Disleksi belirtileri nelerdir?

Disleksi hastalığı doğumsal olarak ortaya çıkabileceği gibi, doğum sonrasında travmatik olarak da ortaya çıkabilir. Doğuştan görülen disleksi hastalığı, doğum öncesinde veya doğum anında gelişebilecek komplikasyonlardan kaynaklanabilir. Ancak hastalığın belirtilerinin anlaşılması ilkokul dönemlerine denk gelir. Çünkü ilkokul çağında okuma yazmayı öğrenmeye başlayan çocuk akranlarına göre daha yavaş okur, yazar ve okumalarında hece atlamaları görülür. Birbirine benzeyen harflerin yazımında güçlük çeker ve çoğunlukla bunları karıştırır. Aynı zamanda okurken "d" harfini "b" harfi ile, "p" harfini "g" harfi ile karıştırması olasıdır. Hafızasının akranlarına göre daha zayıf olması nedeniyle, önceki derslerde işlenen konuları daha az hatırlar veya hatırlamakta güçlük çeker. Genel olarak bu belirtilerin görüldüğü ilkokul çağı çocuklarının disleksi hastalığı açısından değerlendirilmesi önemlidir. Genel olarak disleksi belirtileri:

  • Okuma ve yazmada akıcılık sorununun ortaya çıkması.
  • Kelimelerin hecelenmesi ve çözümlenmesi aşamasında problemlerin yaşanması.
  • İlkokul çağındaki çocuğun okuduğunu anlayamaması veya okuma sırasında dikkatinin dağılması
  • İnce kas becerilerinde koordinasyon zayıflığı nedeniyle akranlarına göre fiziksel aktivitelerinin daha zayıf olması.
  • Akranlarına göre konsantrasyon eksikliği ve buna bağlı olarak bir eylemi gerçekleştirirken zorlanma,
  • Bireyin kendini ifade ederken kurduğu cümleler arasında bağlantı bozuklukları ve mantık hatalarının olması.
  • Okuma esnasında çekingen davranma ve düşük sesle okuma disleksi hastalığının en belirgin belirtileri arasında yer alır.

Disleksi nedenleri nelerdir?

Disleksi hastalığı ile ilgili çalışmalar uzun yıllardır devam ediyor olsa da bilim insanları halen bu hastalığın kesin nedenlerine ulaşabilmiş değiller. Tüm bunlara rağmen disleksinin gen veya beyin gelişimi farklılıklarından kaynaklandığı bilinmektedir. Bu görüşün ortaya atılmasının en büyük nedeni, disleksi hastalığı görülen bireylerin kardeşlerinin yaklaşık %40'ının okuma güçlüğü çektiğinin belirlenmesi, aynı şekilde ebeveynlerinin yaklaşık %49'unun disleksi hastası olmasıdır. Ayrıca bilim insanları okuma ve anlama güçlüğünün bağlı olduğunun düşünüldüğü birkaç gen de keşfetmişlerdir. Beynin anatomisinden ve işleyişinden dolayı bu hastalığın ortaya çıktığının düşünülmesindeki sebep ise, disleksi hastası olan ve olmayan bireyler arasındaki beyin yapısı farklılıklarıdır. Disleksi hastalığının kesin nedenlerinin tespit edilebilmesi için ise bilimsel araştırmalar halen devam etmektedir.

Disleksi hastalığı teşhisi nasıl konulur?

Disleksi hastalığının birden çok belirtisi olduğu için teşhisi oldukça zor olabilmektedir. Peki, disleksi nasıl anlaşılır? Hastalığın kesin teşhisi için okulda veya bireysel olarak bir değerlendirme yapmak gerekir. Okullarda bu teşhisin yapılmasının en etkili yolu, sınıf öğretmenlerinin öğrencilerini iyi tanımalarından geçer. Disleksi hastalığı belirtilerinin görüldüğü ilkokul çağı çocukları, öncelikle işitme veya görme ile ilgili bir problemi olup olmadığının teşhisi için hastaneye sevk edilmelidir. Eğer çocuğun duyularında herhangi bir görünür problem bulunmuyor ise disleksi değerlendirmesi yapılabilir. Bu değerlendirmenin yapılabilmesi için yurt dışında okul psikologları olsa da, ne yazık ki bu uygulama henüz ülkemizde bulunmamaktadır. Ancak okullardaki psikolojik danışmanların yapacağı birkaç disleksi testi ile çocuğun zayıf yönleri tespit edilebilir. Bulgular test sonuçları ile karşılaştırılarak teşhis koyulması kolaylaştırılabilir. Eğer aile bireylerinde de disleksi hastalığı varsa, disleksi şüphesi kuvvetlenmektedir. Tüm bu sonuçların bir uzman tarafından değerlendirilmesi ile hastalığın kesin teşhisi koyulabilir.

Disleksi hastalığının tedavi yöntemleri nelerdir?

Disleksi hastalığı, hastanın ömrü boyunca sürecek bir durum olduğu için tedaviden ziyade hastalığın yol açtığı sorunlara ilişkin alınabilecek önlemler ile tedavi planlanır. Çünkü diğer birçok hastalıktan farklı olarak disleksi tedavisi herhangi bir ilaç veya cerrahi işlem ile mümkün değildir. Hastalığın belirtilerinin anlaşılmaya başlanması ilkokul dönemlerine denk geldiğinden, teşhis yapılır yapılmaz çocuk özel eğitime tabi tutulmalıdır. Çocukta herhangi bir zeka geriliği söz konusu olmadığından, bireyselleştirilmiş olarak verilecek eğitim çocuğu rahatlıkla akranları ile aynı seviyeye getirecektir. Ancak disleksi teşhisi konulan çocuğun eğitimi, yine özel eğitim alan öğretmenler tarafından verilmelidir. Bunun yanında zaman zaman disleksi hastası çocuğun terapiste de ihtiyacı olacaktır. Çünkü akranlarına göre farklı bir kişiliğe sahip olduğundan, akranlarına uyum sağlamada güçlük çeker. Aynı zamanda terapist ile okuldaki eğitimcinin de uyum içinde çalışması gerekir. Bu bireyler için öğretim ortamı birden çok duyuya hitap edecek şekilde düzenlenmelidir. Bu sayede birey zayıf olan duyusunun eksiğini, kuvvetli olan diğer bir başka duyusuyla tamamlayacaktır.

Hastalığın teşhisini alan öğrencinin, diğer öğrencilere göre eğitimde daha yavaş ilerliyor olması kaçınılmaz bir durumdur. Bu durumu ortadan kaldırmak için hasta olan çocuğa ödevlerinde ve araştırmalarında daha fazla süre tanınması gerekir. Disleksili bireyin not almasının ve okumasının da yavaş olması normaldir. Bu durum gözetilerek öğrencinin evde de öğrenmeye devam edebilmesi açısından, ders kayıtlarının temin edilmesi sağlanabilir. Yine bu kayıtlar bilgisayar programlarıyla da desteklenerek daha kalıcı ve hızlı bir öğrenme sağlanabilir. Öğretilerin değerlendirilmesi aşamasında ise yine birkaç duyuya hitap eden testlerin uygulanması, disleksili bireyin daha doğru değerlendirilmesini sağlar. Tüm bu eğitim durumları öğrencinin öğrenme güdüsünü ve hazırbulunuşluğunu arttıracaktır. Ancak yaşları itibariyle daha zayıf bir psikolojiye sahip olduklarından, zaman zaman akranları ile sorun yaşayacaklardır. Yine bu gibi durumların önüne geçilebilmesi için ebeveynler, öğretmenler, psikolojik danışman ve terapistin işbirliği içerisinde çalışması gerekir. Bu hastalığın en etkili tedavi yöntemi, disleksili bir bireyin topluma eğitimle kazandırılmasıdır.

Eğer siz de etrafınızda veya ailenizde okuma zorluğu çeken, konuşurken kelimeleri karıştıran, sosyal çevresine uyum sorunu yaşayan bir birey tanıyorsanız, yukarıda verilen bilgileri dikkate alarak bir uzmana başvurunuz. Yaşı ilerlemiş bir bireyin eğitimi için yapılacak pek fazla şey kalmadıysa bile, henüz ilkokul çağındaki bir disleksili bireyin eğitimi için çok fazla şey yapabilirsiniz.


Bize ulaşın

İŞİTME KAYBI

İşitme kaybı her yaşta ortaya çıkabilir, ancak yaşlılarda bu risk daha fazla görülebilir. İşitme kaybında erkekler, kadınlardan daha fazla etkilenir. 65 ila 74 yaşlarındaki erkeklerin yüzde 10'undan fazlasının farklı derecelerde işitme kaybı yaşadığı tahmin edilmektedir.

İşitme Kaybı Nedir?

Beş duyu organımızdan biri olan kulağımız, kuşkusuz dış dünyayı algılamamızdaki en önemli araçlardan biri. Aynı zamanda denge organı olan kulağımızda, bazen doğuştan bazen ise sonradan oluşan rahatsızlıklar nedeniyle işitme bozuklukları yaşanabiliyor. Kimi zaman yalnızca sol kulakta, kimi zaman da yalnızca sağ kulakta görülebilen duyma bozukluğu bireyleri sosyal ve psikolojik yönden derinden etkileyebiliyor. Kulakta duyma azalması ya da işitme kaybı, özellikle çocukların sosyal yaşamını ve öğrenme yetisini olumsuz yönde etkiliyor.

Sesleri algılama yetisindeki tam ya da kısmi bir azalma işitme kaybı, duyma kaybı ya da sağırlık olarak nitelendirilir. İşitme kaybı tek bir nedene bağlı değil, aksine pek çok biyolojik ve çevresel etmene bağlı olarak gelişiyor. Ayrıca ses algılama yetisine sahip bütün canlılar bu tip bir işitme sorunu ile karşılaşabiliyor.

Sesin iki temel özelliği var. Biri seviyesi, diğeri de frekansı. Hava dalgaları ile yayılan sesin, bir saniyedeki dalga sayısı frekansını verir. Ve bu da ‘Herz’ birimi ile ifade edilir. Kusursuz bir insan kulağı 20-20 bin *Hz (Hertz) arasındaki sesleri işitir. 20 binin üstü ultrasonik sesler olup bu sesleri kulağımız algılayamaz. Normal konuşan bir insan sesinin frekansı ise, 500 ile 5 bin Hz arasındadır. Seslerin şiddeti ise desibel (dB) ile belirtilir. 80 dB üzerindeki seslere uzun süre maruz kalmak ise duyma kaybı probleminin ana nedenlerinden birini oluşturur. Normal işiten bir kişide 130 dB ve üzerindeki ses, kulaklarda fiziksel olarak hasar yaratabilir. Roket sesi 180 dB, iş makinalarının çıkardığı gürültü 130 dB, gök görültüsü 120 dB iken, bir bebek ağlaması bebeklerin ağlaması 100 dB’in de üstündedir. İşitme kaybının çok çeşitli nedenleri mevcut. Hastalıklardan alkol ve ilaç kullanımına, aşırı gürültülü ortamda çalışmaktan orta kulak iltihaplarına kadar birçok neden işitme sorunu oluşturabiliyor. Yaş cinsiyet ayırımı yapmaksızın, bazen yenidoğanlarda kimi zaman da (yaşlılık dediğimiz) ileri yaşlarda görülebiliyor.

Belirtiler

İşitme kaybı aşamalı olarak ya da aniden gelişebilir. Çoğu zaman herhangi bir belirti vermezken, bazı hastalarda ise kademe kademe işitsel kayıplar yaşanabilir. Her zaman çok fazla belirti vermeyen işitme kayıpları tedavi edilmezse kişi duyma yetisini kaybedebilir. İşitme kayıpları bazı durumlarda aşağıdaki belirtileri gösterebilir.

  • İnsanlara sıklıkla cümlelerini tekrarlamalarını söylüyorsanız
  • Kalabalık ortamlarda sesleri ayırt edemiyorsanız
  • Televizyon izlerken veya müzik dinlerken sesin yüksekliğini fark etmiyor ve çevreniz tarafından uyarılıyorsanız
  • Sohbetleri takip etmekte zorluk çekiyorsanız işitme kaybı yaşıyor olabilirsiniz. Bu belirtilerin devam etmesi ve tekrarlaması durumunda bir kulak, burun ve boğaz hastalıkları uzmanı ile görüşmeliniz.

Ani işitme kaybı nedir?

Hastanın işitme testinde (odyometri) art arda 3 frekansta 30 desibelden ( dB) fazla duyma kaybı varsa ve 3 gündür devam ediyorsa; bu duruma ani işitme kaybı deniyor. Erken tanı ve tedaviye bir an önce başlamak, sorunun çözümünde büyük önem taşıyor. Kulakta ani tıkanma, çınlama, baş dönmesi ve işitme kaybı ile kendini gösteren durumlarda, kişinin zaman kaybetmeden hekime başvurması öneriliyor. İç kulakta meydana gelen işitme kaybı ise "sensörinöral işitme kaybı" olarak adlandırılıyor. İç kulak, işitme siniri ve işitme merkezinden kaynaklanan kayıplar, bu tanım içinde değerlendiriliyor.

İşitme kaybı nasıl anlaşılır?

Sizinle sohbet eden insanları rahatlıkla duyuyor ancak söylediklerini anlamıyorsanız; televizyon izlerken ses düzeyini sık sık yükseltiyorsanız, toplulukta sohbetleri kaçırıyor ve insanlardan cümlelerini sıklıkla tekrar etmesini istiyorsanız işitme problemi yaşıyor olabilirsiniz. Bu durumda işitme testi yaptırmanız ve işitme tedavisine bir an önce başlamanız gerekiyor. Hiç korkmayın; yalnızca bir uzmana ne kadar önce giderseniz yaşam kaliteniz de o denli artar.

Unutmayın, işitme bozukluğu özellikle çocukların yaşamını etkiler ve tedavi edilmezlerse, daha büyük yaralar açabilir. Ailenizin geçmişinde işitme sorunları varsa (işitme bozuklukları genetiktir), çocuğunuz söylenenleri tekrar etmenizi istiyorsa; yan etkileri arasında işitme kaybı da bulunan tıbbi tedaviler görüyorlarsa; çocuğunuz tam bir işitme değerlendirmesine ihtiyaç duyabilir. Çocuğunuzun işitme sorunu olduğunu düşünüyorsanız, lütfen size en yakın kliniğe veya bir sağlık uzmanına başvurun.

Tedavi Yöntemleri

Birçok işitme kaybı türü tersine çevrilemezken, çoğu aşağıdakileri içeren bir veya daha fazla tedavi seçeneğiyle düzeltilebilir.

  • İşitme cihazları
  • Timpanostomi tüpleri
  • Koklear implant
  • Yardımcı dinleme cihazları
  • Konuşma-okuma eğitimi
  • İlaçlar

Bize ulaşın

SEREBRAL PALSİ

Serebral palsi (SP), erken fetal dönem ile beş yaş arasında meydana gelen beyin hasardır. Serebral palsinin etkileri hasarın derecesine ve bulunduğu yere bağlı olarak değişir. Hareket bozuklukları ve kaslarda spastisite ile kendini belli eden bir hastalıktır. Serebral palsinin nedenleri arasında oksijen yetersizliği, enfeksiyonlar ve beyin malformasyonu nedeniyle oluşabilecek beyin hasarı sayılabilir. Belirtiler, fark edilmeyecek kadar hafif olabileceği gibi bir veya daha fazla uzuvda önemli hareket bozuklukları ve hareket edemeyecek kadar sert hale gelen eklemlere kadar uzanır. Serebral palsinin kesin bir tedavisi yoktur. Fakat fizyoterapi, konuşma terapisi, ergoterapi ve bazen ilaç tedavisi ya da cerrahi tedavi yöntemleri hastaların maksimum potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olabilir.

Serebral Palsi nedir?

Serebral palsi ya da diğer adıyla beyin felci kasların tonusunu, hareketini ve motor becerileri etkileyen bir problemdir. Vücudun koordineli ve amaçlı bir şekilde hareket etme kabiliyetini engeller. Solunum, mesane ve bağırsak kontrolü, yeme ve konuşma gibi motor becerileri ve kasları içeren diğer vücut fonksiyonlarını da etkileyebilir. Çoğu durumda, görme, işitme ve dokunma duyusunda da sorunlar vardır. Serebral palsi bir hastalık değildir. Aksine, kas hareketlerini kontrol eden beyin hasarının neden olduğu bir grup belirtidir.

Serebral Palsi nedenleri

Serebral palsiye birçok farklı türde beyin malformasyonu veya hasarı neden olabilir ve bazen birden fazla nedenden kaynaklanabilir. Vakaların %15 ila 20'si doğumdan kısa bir süre önce, doğum sırasında ve kısa bir süre sonra ortaya çıkan sorunlardan kaynaklanır. Bu sorunlar doğum sırasında oksijen eksikliği, enfeksiyonlar ve beyin travmasıdır.

Hamilelik sırasında geçirilen kızamıkçık, toksoplazma, zika virüsü veya sitomegalovirüs enfeksiyonları bazen serebral palsiye neden olur. Gen anormallikleri de beyinde yapısal bozukluklara neden olarak serebral palsiye yol açabilir.

Erken doğan prematüre bebekler bu bozukluğa karşı özellikle hassastır. Bu bebeklerde beynin bazı bölgelerinde bulunan kan damarları tam gelişmemiştir ve kolayca kanayarak hasara zemin hazırlar. Yenidoğan döneminde sarılığa yol açan kandaki yüksek bilirubin seviyeleri, kernikterus adı verilen beyin hasarına neden olabilir. Kernikterus serebral palsinin önemli nedenlerinden biridir.

Yaşamın ilk iki yılında görülen menenjit, ağır sepsis, yaralanmalar ve ciddi dehidrasyon gibi sorunlar beyne zarar verebilir ve sonrasında beyin felcine neden olabilir. Bebeklik döneminde geçirilen trafik kazaları ya da düşme, sarsılma gibi sebeplerin neden olduğu travmalar serebral palsiye yol açabilir.

Serebral palsi belirtileri

Serebral palsi belirtileri hafif ila şiddetli arasında geniş bir yelpazede yer alır ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. SP'li bazı insanlar yürümek ve oturmakta zorluk çekerken, diğerleri nesneleri kavrama ile ilgili sorunlar yaşayabilir. Belirtiler zamanla daha şiddetli hale gelebilir veya hafifleyebilir. Ayrıca, beynin etkilenen kısmına bağlı olarak farklı belirtiler görülür. En sık görülen belirtiler aşağıda sıralanmıştır:

  • Yuvarlanma, tek başına oturma veya sürünme gibi motor beceri gelişiminde gecikmeler
  • Kas tonusunda aşırı sertlik ya da gevşeklik gibi değişiklikler
  • Konuşma gelişiminde gecikmeler ve konuşma zorluğu
  • Kaslarda spastisite adı verilen sertlik ve abartılı refleksler
  • Ataksi olarak adlandıran kas koordinasyonu zayıflığı
  • Titreme ve istemsiz hareketler
  • Sık sık düşme
  • Yutma problemleri
  • Vücudun bir tarafını tercih etme, örneğin nesneleri hep aynı elle tutma
  • Nöbet, zihinsel yetersizlik ve körlük gibi nörolojik problemler

Serebral palsili çoğu çocuk hastalıkla doğar, fakat aylar veya yıllar sonrasına kadar bir hastalık belirtisi göstermeyebilir. Belirtiler genellikle çocuk 3 veya 4 yaşına gelmeden önce ortaya çıkar.

Serebral palsi tipleri

Beynin çeşitli kısımlarını etkileyen farklı tipte SP'ler vardır. Serebral palsinin spastik, atetoid, ataksik, hipotonik ve karışık tip olmak üzere beş farklı formu bulunur. Her tip, kendine özgü spesifik hareket bozukluklarına neden olur.

Spastik serebral palsi: SP’li kişilerin yaklaşık %80'ini etkileyen en yaygın tipidir. Kaslarda sertliğe, abartılı reflekslere ve hareket zorluğuna neden olur. Spastik SP'li birçok insan, yürürken dizlerini bükme veya bacakları ile makas benzeri hareketler yapma gibi hareket anormalliklerine sahiptir. Kas güçsüzlüğü ve felç de bu tabloya eşlik edebilir.

Atenoid serebral palsi: Atetoid SP'li insanlar vücut hareketlerini kontrol etmekte zorlanırlar. Hastalık kollarda, bacaklarda ve ellerde istemsiz, anormal hareketlere neden olur. Bazı durumlarda, yüz ve dil de etkilenir. Hareketler yavaş ve burulma şeklinde veya hızlı ve düzensiz olabilir. Etkilenen kişinin yürümesini, oturmasını, yutmasını veya konuşmasını zorlaştırabilir.

Hipotonik serebral palsi: Hipotonik tip, kas tonusunun azalmasına ve aşırı gevşek kaslara neden olur. Kollar ve bacaklar bir bez bebek gibi sarkık görünür. Bu tip bebeklerin baş kontrolleri yetersizdir ve nefes almakta zorlanabilirler. Ayrıca konuşma zorluğu, reflekslerde zayıflık ve yürüme anormallikleri de bulunabilir.

Ataksik serebral palsi: Denge ve derinlik algısı ile ilgili sorunlara neden olur. En az görülen tiptir. Genellikle düzensiz ve sakar görünen istemli kas hareketleriyle karakterizedir. Bu forma sahip kişilerde koordinasyon sorunları vardır. Yürümek, nesneleri kavramak ve yazmak gibi motor işlevleri yerine getirmekte zorluk çekerler.

Karışık tip: Bazı insanlarda farklı tiplerde görülen belirtilerin bir kombinasyonu görülür. Buna karışık serebral palsi denir. Karışık tipteki vakalarının çoğu, spastik ve atetoid formların birleşimi şeklinde görülür.


Serebral palsi tedavisi

Serebral palsinin kesin bir tedavisi yoktur. Tedavinin amacı sınırlamaları iyileştirmek ve komplikasyonları önlemektir. Serebral palsili çocuklar ve yetişkinler bir tıbbi bakım ekibiyle uzun süreli tedaviye ihtiyaç duyarlar. Bu bakım ekibinde yer alan sağlık profesyonelleri aşağıda sıralanmıştır:

Çocuk doktoru: Tedavi planını yapar ve tıbbi bakımı denetler.

Pediatrik nörolog: Beyin ve sinir sistemi bozuklukları olan çocukların teşhis ve tedavisi için eğitilmiş doktordur. Serebral palsili çocukların bakım ve tedavisine dahil olabilir.

Ortopedist: Kas ve kemik bozukluklarını tedavi etmek için eğitilmiş uzman doktor olan ortopedist, kas sorunlarının teşhis ve tedavisinde yardımcı olur.

Fizyoterapist: Serebral palsili çocukların kaslarını güçlendirmelerine ve yürüme becerisini geliştirmelerine yardım eder.

Mesleki terapist (Ergoterapist): Çocuklara öz bakım becerilerini geliştirmek ve günlük aktivitelere yardımcı adaptif ürünleri kullanmayı öğretmek için destek sağlar.

Dil ve konuşma terapisti: Konuşma ve yutma problemleri çeken çocuklara destek eğitim verir.

Özel eğitim öğretmeni: Çocukların yaşlarına uygun davranışlar ve sosyal beceriler geliştirmesine yardımcı olur. Öğrenme güçlüğünü ele alır, eğitim ihtiyaçlarını belirler ve uygun eğitim kaynakları ile eğitim verir.

Serebral palsi tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım söz konusudur. İlaç tedavisi, fizyoterapi, uğraş terapisi (ergoterapi), konuşma terapisi, özel eğitim ve gerekli durumlarda botoks ya da cerrahi tedaviler uygulanır.


Serebral palsi fizik tedavi

Doğumdan sonraki ilk 1-2 yıl boyunca fizyoterapistler ve ergoterapistler baş ve gövde kontrolü, yuvarlanma, yürüme ve kavrama gibi konularda destek sağlarlar. Ergoterapistler, stratejiler ve uyarlanabilir ekipmanlar kullanarak çocuğunuzun evde, okulda ve toplumdaki günlük aktivitelere ve rutinlere bağımsız katılımını teşvik etmek için çalışır.


Serebral palsi botoks tedavisi

Daha çok estetik alanda kullanımıyla ön plana çıkan botoks, serebral palsi tedavisinde de kullanılabilir. Botoks, kaslardaki aşırı kasılma sonucu oluşan sertlikleri gidermede kullanılır. Böylece ilgili kasların güçlendirilmesi için yapılan fizik tedavi çalışmaları daha etkin bir şekilde uygulanabilir. Botoks, ayrıca kasılmanın neden olduğu sıkıntıyı gidererek hastaları rahatlatır. Botoks uygulaması ile kaslardaki kasılma azaltılırsa kasların fonksiyonelliği de artar. Spastisite nedeniyle çocukların büyümesi yavaşlar. Bu nedenle botoks, büyüme sorununa da çözüm sunar.


Bize ulaşın

GELİŞİM GERİLİĞİ

Gelişim Geriliği

Gelişim sürecindeki ilk yılların, çocuğun sosyal duygusal, bilişsel ve dil gelişimleri için çok kritik bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Beyin gelişimi üzerinde yapılan araştırmalar, 0-3 yaştaki beyin gelişiminin diğer dönemlerden daha hızlı olduğunu ve çevrenin beyin gelişimi üzerinde önemli etkisinin olduğunu ortaya koymaktadır (Shonkoff, 2003). İlk üç yaştaki gelişim sürecinin çeşitli faktörlerden dolayı olumsuz etkilenmesi çocukların akranlarıyla aralarında gelişimsel farkların oluşmasına ya da gelişimlerinin gecikmesine neden olmaktadır.

Gelişme geriliği; konuşma ve dil gelişimi, motor gelişim, sosyal gelişim ve bilişsel gelişim alanlarındaki gerilik olarak tanımlanır. Çocukluk yaş grubunda, - 16 oranında gelişme geriliği görülmektedir. Gelişme geriliklerinin olabildiğince erken tanınması, bu çocukların erken tanı ve müdahale hizmetlerinden yararlanması açısından önemlidir. Yaşamın ilk 3 yılı çok önemli olduğu için tarama konusundaki öneriler daha erken yaşlara, doğumdan iki yaşına kadar olan çocuklara kaymıştır.

Bu dönem, birinci basamak hekimlerinin çocuk ve aile ile yakından ilgilendiği ve gelişimsel sorunların tanınmasında kilit rol aldığı bir dönemdir. Birinci basamakta sağlıklı çocuk izleminde yapılan sık görüşmeler, gelişimin değerlendirilmesi için iyi bir fırsattır.


Belirtileri Nelerdir?

Çocukları kendi yaşıtlarıyla kıyaslamak doğru değil, herkes farklıdır. Nitekim her çocuktan, belli ay ve yaş dönemlerde beklenen beceriler vardır. Eğer bunlardan birinde geriyse, gelişim geriliği söz konusudur. Gelişim geriliğinin en büyük habercisi, ‘konuşma gecikmesi’dir. Konuşma gecikmesi, sadece gelişim geriliğinin değil, bazı ciddi patolojik problemlerin de habercisidir. Bu gibi problemlerde, erken teşhis çok önemlidir.Bebeğin fiziksel gelişim alanında, yürüme, koşma ve tutma gibi motor becerilerinde gerilik olabilir.

Mesela çocuk yaşından beklenen şekilde legoları yerleştiremiyordur. Gelişim geriliği sadece dil ve motor gelişiminde de olmayabilir. En çok ihmal edilen, sosyal ve duygusal alandır. Çocuk arkadaşlarıyla nasıl iletişim kuracağını bilemez. Ya saldırır ya da kendini hiç koruyamaz. Sosyal becerilerdeki eksiklik, ancak arkadaşlarıyla oynayacak ortam sağlanarak düzeltilebilir.Zihinsel alanda gerilik; kavramların gelişmemesi, neden-sonuç ilişkilerinin, problem çözme becerilerinin gelişmemesi olarak özetlenebilir. Bu durumda bireysel eğitim desteği alması şarttır.


Neden Olabilecek Durumlar

Gebelikte annenin kanamasının olması, tansiyonunun yükselmesi ya da uzun süre düşmesi,bazı mikrobik hastalıklar geçirmesi, ilaç veya radyasyona maruz kalması gibi sebeplerde gerişim geriliği oluşmasına sebep olabilir.

Bazen parmak, dış kulak, saç, gibi vücut yapılarındaki hafif şekil bozuklukları buna eşlik edebilir. Belirgin dış yapı bozuklukları varsa kromozom bozuklukları akla gelmelidir. Gebelik sırasında bebek hareketlerinin azlığı dikkati çekmiş olabilir. Başta fenilketonüri olmak üzere çok sayıda hastalık bu gruba girer. Çoğu, anne ve babanın taşıyıcı olduğu, her bebekte %25 hasta olma ihtimalinin bulunduğu ve akraba evliliklerinde daha fazla görülen hastalıklardır.

Erken doğuma ait sorunlar, doğum ağırlığının düşük olması, doğumda oksijensiz kalma veya zor doğum başta gelir. Oksijensiz kalma daha çok serebral palsi‘ye (beyin felcine) yol açar. Bu durumda bebeğin hareketleri, başını tutması, oturması gibi işlevlerinde sorun varken zeka geriliği daha az orandadır. Erken doğmuş (prematüre) bebeklerde özellikle ilk günlerde ağır solunum sıkıntısı veya kafa içinde kanama olursa, ilk haftalarda tıbbi tedavi gerekirse, çoğul (ikiz veya üçüz) gebelik sonucu ise ve çoğul gebeliklerde bebeklerden biri anne karnında ölmüşse diğeri için risk artar. Bu hastalarda baş çevresi ölçüldüğünde yaşı için beklenenden küçük bulunabilir, kol bacaklarda normale göre daha fazla kasılma olabilir.

Beyin iltihabı veya menenjit gibi ciddi enfeksiyonlar, kan şekerinin düşmesi, sanlık, yüksek ateş, ishal ve kusmaya bağlı ağır sıvı ve tuz kaybı, düşme çarpma sonucu beyin zedelenmeleri, zehirlenmeler, ağır beslenme bozuklukları, tiroid bezinin az çalışması, boğulma gibi nedenler, özellikle ilk yaşlarda karşılaşılmışsa beyin ve zekada arızalar bırakabilirler. Zeka henüz hepsi tanımlanmamış olan birçok gene bağlıdır. Ailedeki gen havuzundan çocuğun aldığı zeka genleri ile ilgili olarak zeka düzeyi bir miktar düşük olabilir. Bunları sosyal, kültürel ve ekonomik yoksunluklar gibi çevresel etmenlerden tam olarak ayırmak güçtür.


Bize ulaşın
Rehberlik ve Araştırma Merkezi | Özel Eğitim ve RAM Randevu

ÇAĞRI MERKEZİMİZ

0 (850) 466 12 08

REHBERLİK ARAŞTIRMA MERKEZİ, RAM RANDEVU, ÇÖZGER RAPORU, FİZİK TEDAVİ

Başlıca uzmanlık alanlarımız; Dil ve Konuşma Bozuklukları, Otizm, Down Sendromu, Cerebral Palsy, Zeka Geriliği, Gelişim Geriliği, Görme kaybı, İşitme Kaybı, Disleksi,Hidrosefali, Özel Öğrenme Güçlüğü, Fizik Tedavi